Büyük Bürüngüz Derneği » Tarihçe

Tarihçe

Tarihçe

BÜYÜK BÜRÜNGÜZ (ULU BÜRÜNGÜZ)

Yıllar geçtikçe ve yeni kuşaklar eskilerin yerini aldıkça, atalarımızın köyleri hakkındaki ortak bilgimiz yavaş yavaş yitip gitmektedir. En içten umudum  İç Anadolu’ nun Kayseri ilinde, tarihi neredeyse insanlık tarihiyle yaşıt olan bir belde olan Büyük Bürüngüz’ e ait bilgilerin bizden sonra gelecek olan kuşaklara aktararak doğru bilgilerle gelecek kuşakları bilinçlendirmek ve ata yurdumuzu daha iyi tanımaktır.

Bürüngüz 38°46’00” enleminde ve 35°45’00″boylamında,  Kayseri’ ye 29 km uzaklıkta bir tarafı yarım ay şeklinde sıralanmış dağlarla çevril (Sarhoş dağı, Orta dağ, Karadağ, İvriz dağı, Kilise dağı ve Gazlar dağı) hafif meyilli volkanik bir arazi üzerine kurulmuştur.

Erciyes Dağı’nın doğal uzantısı ve son dağı olan Koramaz Dağı, (Gazlar dağı) bugünkü çıplak görüntüsüne rağmen, bir asır öncesine kadar ormanlarla kaplıydı. Bu dağın doğusunda ve batısında çok sayıda kalabalık nüfuslu  şehir ve köyler vardı. Genç Hititlerin başkenti olan Kültepe de Koromaz Dağının eteklerinde yer olan bir şehirdi.

M.Ö. 2000 yıllarında Kafkaslardan Anadolu’ya gelen Hititler, Kayseri yakınlarında Kültepeyi (Kaniş-Pazar yeri) kurmuştur. M.Ö. 585 de Mazaka adıyla Bağımsız Kapadokya Krallığının başkenti olan bu şehirde inanılması zor ama 400 bin kişi yaşıyordu.   Koramaz dağı eteklerindeki bu bölge  Protohitit-Assur Ticaret Kolonileri (M.Ö. 3000) Hititler M.Ö.(1750),Persler (M.Ö. 585)  Romalılar (M.Ö 395) ve Bizanslıların hakimiyetine girmiştir.

Makedonya Kralı İskender M.Ö. 330 ‘te ordularıyla bölgeyi işgal edip Koramaz eteklerindeki tüm  şehir ve yerleşim birimlerini yakıp yıktı .Ordusuyla Maraş a doğru hareket eden İskender Koramaz eteklerindeki bugünkü Aşağı bağlar dediğimiz yerle  Avgın (su yolu) arasında bulunan Venk şehriyle Gürpınar(Salguma-Talasra) köyü ve Bürüngüz arasındaki Andoniya (Anda)   şehrini de yakıp yıktı halkı kılıçtan geçirdi.

Bürüngüz de yaşayan halkın bu şehirlerden kaçıp buralara sığınan insanlarla karışarak büyük yerleşim birimi olduğu tahmin ediliyor. Genç Hititler zamanında (Mazaka) (M.Ö. 585) yapılmış olduğu zannedilen çok büyük bir yer altı şehrine sahip olan Bürüngüz halkının uzun yıllar burada yaşadığı ve bu yer altı şehirleri sayesinde düşmanlarından korundukları tahmin ediliyor.

Bugünkü Bürüngüz beldesinin  altı tamamen yer altı şehri olup üç kat üzerine inşa edilmiştir. Medeniyetleri yeni yeni keşfedilen Hititler yer altı şehirlerinde uzmandı. Toprak yapısı itibariyle yer altı şehrine müsait olan Bürüngüz deki yer altı şehrinin bu günkü beldenin altını nerdeyse tamamen kapladığı düşünülürse 2000 yıl önce bile büyük bir yerleşim birimi olduğu anlaşılıyor. Yeraltı şehri, oyma evler, dehlizler, dehliz ağızlarındaki tıhrız taşları, hayvanların bağlandığı özel odalar, oyma mezarlar, kaya kiliseler, buranın MÖ 2 bin yılından itibaren Hititler, Kapadokyalılar ve Bizanslılar tarafından yerleşim olarak kullanıldığını gösteriyor. Bu yer altı şehirleri yapı itibariyle birbirine bağlı olduğu düşünülürse Bürüngüz’de ki yer altı şehrinden Bünyan Kayabaşı mağaralarına Ağırnas’a Küçük Bürüngüz’e, Gesi(Gessi) ye, Efkere ye (Bahçeli)  hatta Kültepeye ve civar köylere bağlantılı olduğu tahmin ediliyor eski köy hikayeleri de bunu doğrular niteliktedir.

Belde daha sonra  Romalıların hakimiyetine girmiş etrafını ceviz ağaçlarıyla ve meyve bahçeleriyle çevrili olan ve iki yanından sular akan bu beldeyi Roma prensleri çok sevmiş ve kendilerine sayfiye yeri haline getirmiştir. O tarihteki adı Prenskopolis’tir (prenslerin şehri) bugünkü Çukur pınar dediğimiz yerden çıkan su o tarihlerde oldukça fazlaydı ve köyün altından geçip İskobi ye kadar gittiği tahmin ediliyor. Bu gün bu su oldukça azalmış olup ilk baharda ancak köye ulaşa biliyor ama yinede bir zamanlar nerdeyse bir çay gibi aktığından köyün bu yan mahallesinin ismi hala Çaylar olarak durmaktadır.

Belde  647 tarihinde Muaviye tarafından ele geçirilerek bir müddet Arapların hakimiyeti altında kalmıştır (M.S 647-725 yıllarında). Bugün beldedeki Maşat (Hıristiyan mezarı) denilen yerde yapılan bina temel kazıları sırasında bulunan kılıç ve paralardan İslam ordularının Muaviyenin orduları oldukları ve burada bir savaş yaptıkları anlaşılmaktadır. Daha sonraki yıllarda da İslam mücahitleri İslam ı yaymak adına buralara sık sık sefer düzenlemişlerdir.

Bürüngüz ve çevresi 1086 tarihinde Danişmendli emirlerinden Mehmet Gümüş Tekin Gazi tarafından fethedilmiştir. Bizans Kayseriyle Koramaz dağı eteklerinde yapılan savaşta Mehmet Gümüş Tekin Gazi Bizanslıları büyük bir yenilgiye uğratmıştır. Halk anlatılarına göre büyük bir yenilgiye uğrayan Kayser canını kurtarmak  için kaçarken peşinden gelenleri durdurmak amacıyla etrafa altın saçmaya başlamış ganimet uğruna altınlardan pay almak isteyen asker durunca Mehmet Gümüş Tekin Gazi görme, durma, sür diye dua etmiş rivayete göre altınlar çakıl taşına dönmüştür. Emir Mehmet Gümüş Tekin Gazi’ ye bu başarılarından dolayı Halifelik makamınca “Melik” unvanı verilmiştir. (Melik Mehmet Gümüş tekin Gazi 1134 tarihinde ölmüş ve Kayseri’de kendi ismi ile anılan Melikgazi Türbesinde yatmaktadır.), Bürüngüz halkı Koramaz dağına ve beldedeki bir mahalleye bu savaş anısına Gaziler (Gazlar) adını vermiştir. Bu tarihten sonrada köye Türkler yerleşmiştir.

”Danişmediler Devletinin kurucusu Gazi Ahmet Bin Ali Bin Nasır  Türkmenler içerisinde talim ve tedrisata vakıf bilgileri sebebiyle Danişmend lakaplı bir kişidir. Kendisi Türkmen ise de annesi Seyit Battal Gazi unvanıyla tanınmış olan Haşimi sülalesinin Seyitlerinden olan meşhur Mücahit İbni Muhammet Cafer Bin Hüseyin’ in kız kardeşinin çocuğudur. Bu yüzden Danişmendi Melikleri Battal Gazi soyundan geldikleri için halk arasında Battal Gazi diye anılmaktadır. Birçok Danişmendli beyi de Seyit lakabını kullanmıştır.

Beldeye Türklerin ilk ne zaman yerleştiği hakkında elde kesin bilgiler bulunmamakla birlikte Arpad hanedanının bir kolu olan Bulung Türklerinin 1180 -1235 yılında buraya yerleştikleri tahmin ediliyor. Halk anlatılarına göre Arpat hanedanının bir kolu olan ve yaklaşık 7-8 haneden oluşan Bürünglüler’e Danişment beyleri tarafından Koramaz bölgesinde istedikleri yere yerleşme izni verilmiş Bürünklülerde civardaki köyleri gezip incelemiş sonrada her köye bir ciğer asmış hangi köyde ciğer bozulmazsa oraya yerleşme kararı almışlar. Diğer köylerde ciğer bozulmasına rağmen Bürüngüz yüksek ve serin olduğundan burada ciğer bozulmamış Bürüng Türkleri de buraya yerleşip ebedi yurt edinmişlerdir.
Bürüngüz ve çevresi 1162 tarihinde İzzettin Kılıçarslan tarafından Selçuklu topraklarına katılmıştır. Selçuklu idaresinde Kayseri’nin ismi yıllarca Danişmend ili Bürüngüzün ismi ise Ulu Bürüngüz olarak geçmiştir. Kayseri ve çevresinin imarı 1219-1236 tarihleri arasında Sultan Alaaddin Keykubat zamanında olmuştur. Anadolu’da birçok cami ve kervansaray yaptıran Sultan Alaaddin Keykubat Bürüngüze de (Mırıkta) kendi adıyla anılan Sultan Alaatin Mescidi Şerif Camiini  yaptırmıştır.
Sultan Alaaddin Keykubat  bir seferi sırasında ordusuyla Bürüngüze uğramış bugünkü Kozlar altı denilen yerde ordugahını konaklatmıştır. Beldede yaşayan Müslüman halk sultana ve askerlerine büyük alaka göstermiş ve konuk etmiştir Allaattin Keykubatta onlardan bir istekleri olup olmadığını sorunca camilerinin olmadığını, mescitlerinin küçük olduğunu beldede beraber yaşadıkları yada civardan gelen Gayri Müslimlerin mescide zarar verdiklerini anlatmışlar, sultanda bir cami yaptırması için köy halkından Hacı Hasan ağayı bu iş için görevlendirmiş Hacı Hasan ağaya köyün yönetimi ve sorumluluğunu vermiştir. Bu caminin yapılması için Güllüce köyü ve Kötele köyünü (Yünören köyü) nün arazilerini de Hasan ağaya vermiştir. Hacı Hasan ağa da bu camiyi Sultan Alaaddin Keykubat adına yaptırmıştır.

Bürüngüz de yaşayan halk Uzbek-Tacik kökenli olduğu için Allaattin Keykubatt camiyi ve belde halkını korumak amacıyla Tacik asıllı askerler ve camiinin bakım ve onarımıyla ilgilenmesi için de bir Tacik aileyi buraya yerleştirmiştir. Tacik kelimesi gayrimüslimler tarafından Daçik diye telaffuz edildiğinden bu gün aynı ada mensup olan aile beldede Daçik ler diye adlandırılmaktadır.

Caminin bakım ve onarımı, imam ve müezzinin geçimi, bu camiye bakması için görevlendirilen ailenin geçimi fakirlerin ihtiyacı ve buradaki askerlerin geçimi içinde köyün ve bazı civar köylerin arazisinin büyük bir kısmı hisselere ayrılarak bu camiye vakfedilmiştir. Kayseri emiri  Osman   Sultan Alaattin Mescidi Şerif camii  ile ilgili bir “KAYSERİYE KAZASINA MUSANNAF KORAMAZ NAHİYESİNDE KAİN BÜRÜNGÜZ KARİYESİ DAHİLİNDE VAKİ SULTAN ALATİN MESCİDİ ŞERİFİ” adlı  Vakıfname yi H- 778

Sultan Alaatin Keykubat ın Bürüngüze yaptırdığı camii bugün Gozlar(Gozaraltı) altı dediğimiz yere çok yakındır. Bunun sebebi de bu gün İvriz dediğimiz yer ve köyde çeşme yolu sistemi bulunmadığından İvriz civarındaki bahçelerden çıkan su bir kanal içinde akıyor ve Kozlar altına geliyordu. Burada köy halkının  su aldığı bir çeşme vardı. Köy haklı su ihtiyacını buradan temin ediyordu. Kozlar altı büyük bir meydanlıktı ve büyük ceviz ağaçlarıyla (Goz lar la) kaplıydı öyle ki Sultan Alaattin Keykubat bile burada ordugahını konaklatmıştır. Yakın zamana kadar da yazın oturulan ve toplu olarak köy kadınlarının halı dokudukları cevizlerle kaplı bir meydandı. Mırık mahallesi de  köyün en eski mahallesidir ilk yerleşimler burada olmuştur. Sultan Alaatin Mescidi şerif camii 215 yıl sonra tamire ihtiyaç duyduğundan  (H-999 M-1591 yılında) Kayseri emiri Emir Mahmut tarafından biraz daha yukarıya bugünkü bulunduğu yere  biraz büyütülerek yeniden yapılmıştır. Kitabesinde “Bu mescidi ehya etti gafuru Allahütala El fakir Seyyit gazi El fakir Emir Mahmud” H-999   diye yazmaktadır.

1500 yılı Osmanlının Sivas tapu kayıtlarında Sivas sancağına bağlı olan Kayseri kazası 9 idari bölgeye ayrılmıştı. Bunlar Sahra, Koramaz, Cebeli-i Ali, Cebel-i Erciyes, Karakaya, Kenarı ırmak, Malya, Karataş, Bozatlu olup Sivas vilayetine bağlı idi. Koramaz bölgesine bağlı olan ve Koramaz bölgesi sorumlusu olan Ulu Bürüngüz beldesi de iki bölgeye  ayrılmış iki mezradan oluşmuştur;
Birincisi Arpad mezrası
İkincisi ise çiftliği olan  Elbeğli (İlbeyli) mezrası dır.
Bugünde iki Bürüngüz vardır biri Küçük(guçü) Bürüngüz diğeri büyük(Ulu) Bürüngüzdür. İlbeyli aşireti Küçük Bürüngüze Arpad hanedanının 7-8 hanelik bir kolu ise Büyük Bürüngüze yerleşmiştir köy anlatılarına göre ilk yerleşim Büyük Bürüngüze olmuş  Küçük Bürüngüz buranın bir çifliği olmuştur.

ARPADLAR:
Arpat : Hazar Türklerinin Kabar oymağından Almış oğlu Arpad. Hun-Uygur halkının önderi, Arpadlar hanedanının kurucusunun adı Türk Arpad boyu Hazarlar’ın birer kolu idi. Arpadlar Hazarlar’ın Kabar kolunun uzantısı olarak tarih sahnesine çıkmış ve daha sonra Avrupa’ya göç ederek Hunlar ile Avarlar’ın kalıntıları üzerinde bir Macar Krallığı kurmuşlardır büyük Türk hakanı Atillanın soyundan gelmişlerdir. Orta Asya’dan bir çok Türk boyu 9.yüzyılda Karadeniz’in kuzeyinden Macar ovasına gelip yerleşmişlerdir. 4 yüzyıla yakın Macaristan’ı Arpad hanedanı yönetmiştir. Arpadların bir kısmı Hıristiyanlığı kabul edip Hıristiyan olmuş kabul etmeyenler ve Müslüman olanlar ise Malazgirt meydan muharebesinden sonra Anadolu ya gelmişlerdir.

ELBEĞLi / İLBEĞLİ OYMAĞI: Osmanlı Tahrir Defterlerinde “TÜRKMAN Taifesinden” gösterilmişlerdir. Elbeli Oymağı, Sivas-Amasya bölgesinde yaşayan Ulu-Yörük topluluğunun Orta-Pare koluna mensupturlar. 1230 yıllarında buraya yerleşmişlerdir. Daha sonra  bu Türkmen topluluğunu buradan ayrılarak Afşarların arasına karışıp Afşarlarla  birlikte önce Rakka’ya oradan da  Zamantı’ya (Uzun yayla) gelmiştir.   İlbeyli oymağının adını taşıyan bu oba 15. yüzyılda tekrar Ulu Bürüngüz köyünün bir mezrası olan Kiçi Bürüngüze yerleştirilmiştir. Bunlar  ElBeğli – Gavur Elli oymağından 5 çadırdan oluşmakta olup  başlarında Abdüllatif ile oğlu Mehmet bulunmaktaydı. Abdüllatif ile oğlu Mehmet devletin istediği yerde iskan olunmayıp obalarıyla birlikte Afşarların arasına karıştıkları onlarla birlikte hareket ettikleri için Kayseri kalesinde bir müddet hapis yatmışlar sonrada Ulu Bürüngüzün çiftliği olan bugünkü Küçük Bürüngüz köyünde Ulu Bürüngüzlülerin gözetiminde mecburi iskana tabi tutulmuşlardır. Sonrada burada yerleşik düzene uyum sağlayıp kalmışlardır.

Bürüngüz de şu anda yaşayan halkın  ataların O-Guz Türklerinden olduğu ve  Özbekistanın Tacikistan sınırı yakınlarında Semerkanta 47 km mesafedeki bu gün Bulughuz (Bulunghur – z kelimesi oğuz boylarında bazen r diye telaffuz edilir) denilen şehirnden 9. yüzyılda Arpadların  yönetimindeki Macaristan’a (bugünkü Romanya sınırları içerisine) yerleştiği  daha sonrada takribi 1180 yılından hemen sonrada orta Asya’daki  obalarının adı olan Bulung- Guz (Bulung oğuzları-Bulung Türkleri) adını verdikleri bugünkü  Bürüngüz bölgesine yerleştikleri anlaşılıyor.

Not: Sultan Alp Aslan Malazgirt meydan muharebesini yaptığı sırada Guz Türkleri  de Bizans ordusuyla birlikte Malazgirte gelmiş fakat daha önce Alpaslanın elçileriyle defalarca gizlice  görüşüp Alpaslanla gizli bir anlaşma yapan Guz beyleri savaş başlayınca Peçenek, Kıpçak ve Kuman  Türkleriyle birlikte Diojenin ordularını 30 bin kişilik askerleriyle arkadan kuşatıp  Alpaslanın 40 bin kişilik ordusuyla birlikte Bizanslıları ağır bir yenilgiye uğratmışlardır. 1180 yıllarında  Arpad Türklerinin bir boyunun Seçuklu topraklarına bugünkü  Bürüngüze yerleştirildiği  ve civardaki tüm köylerin ve bir çok kasabanın yönetiminin Arpad hanedanının bir boyu olan ve Bürüngüzde yaşayan bu halka verildiği tahmin ediliyor.

Macar araştırmacı Dr. Ispay Ferenc. de birçok  Arpad boyunun Anadolu ya göç ettiğinden  bahseder. Arpadların Hıristiyanlığı kabul etmeyen  ve Bizansın yanında yer almayıp Selçuklularla birlikte hareket eden  Özbek(Uz bek), Tacik(Daçik) Peçenek ve Kıpçak kökenli birçok kolu  Bizans imparatoru İmp. Johannes Vatatzes tarafından (1222-1254) Trakya’dan göç ettirilmiştir.Bu Türk boyları Anadolu’nun çeşitli yerlerine yerleşmişler Anadolu’nun yeniden yapılanıp Türk yurdu olmasında büyük katkılar sağlamışlardır.

(Arpatlar ın Uz ,Peçenek,Kaman ve Kıpçak  Türkleri  Anadolunun yurt olarak seçilmesinden sonra  Balkanlardan gelerek Anadolu’nun çeşitli yerlerine yerleşmişlerdir. Bu bölgeler şunlardır.Ankara  Esenboğanın bazı köylerine,(Peçenekler) Kızılcahamam ve Çamlıdere arasına(Kıpçak Türkleri), Kırşehir Kaman kasabasına (Kuman Türkleri), Elbistan’ın Batısında Göksün a, ,Afyon ile Isparta arasına Konya’nın Güneyinde Hadım kasabasına, Elazığ yakınlarında  Hazar kasabana;Elbistan ile Kayseri arasındaki bölgedeki birçok yere, Maraş’ın Çardak ilçesine, Elbistan’ın Alemdar ve Adananın  Tufanbeyli kasabalarının a ,Konya’nın Güneyindeki Karaağaç kasabasına,  Rize yakınlarındaki Kalkandere ile Trabzon ve Gümüşhane arasına, Çorum’un İskilip kasabasın a Tekirdağ’ın Şarköy ilçesine  Beypazarı ve Mihalışık arasına  Edremit’in Kazdoğan Kocakatran bölgesine, Bolu ve Ereğli arasındaki Akçakoca’ya, Kocaeli’nde  Hereke ilçesine, yerleşmişlerdir.)

Arpad ismini Türk edebiyatında Türkçü yazar Nihal Adsız’ın şiirlerinde de rastlaya biliriz
Yurt için ölümdür, en güzeli ölümün,      Ölümler yaşatır bir ırkın vatanını.     Arpad’ın Milleti elbet öldürülemez,      Verse de bin canını!

Bürüngüz ismi Bulung ve Guz Türklerinin birleşiminden meydana gelmektedir. Bulung Guz ları (Bulung oğuzları) daha sonra birleşik telefuz edilerek –Bulunguz- Bürüngüz adını almıştır.  Bulung ismine ilk kez bilge kağanın Göktürk yazıtlarında rastlarız. Göktürk yazıtları da, dünyadaki milletlerden söz açarken daima, “Tört bulungdaki”, yani, “Dört köşe ve yandaki” kavimleri sayarlardı. Göktürk yazıtlarının bu meşhur deyimi, bu yazıtlar hakkında az veya çok bir bilgisi olan herkes için, bilinen bir şeydir. Göktürk yazıtlarında “Bulung” sözünün “Köşe”mi; yoksa “Taraf” veya “Yön” mü anlamına geldiği pek anlaşılamıyor. Türk dilinin en ince taraflarını tanıyan Kaşgarlı Mahmud bile, “Bulung” sözünün, köşe mi, yoksa bucak mı anlamına geldiğini söylememiştir. Bununla beraber bu sözün Uygur çağında, “taraf” veya “yön” anlamına geldiği de bir gerçekti. Meselâ “Kündünki bulung” deyimi, “güney” anlamına gelirdi.

BÜGÜNKÜ ÖZBEKISTAN HARITASI

Bürüngüzlülerin atalarının yaşadığı yer ve ilk vatanları olan Bulunguz bugün hala durmaktadır. (Bulunghuz Daha önce Tacikistan sınırları içinde iken 1923 yılında Lenin tarafından Özbekistan sınırları içerisine alınmıştır). (Uzbekistan) başşehri Semerkant’a 47 km uzakta bir adet şehir ve bir belde BULUNGUZ  olarak 1200 yıldan beri hala  aynı adla durmaktadır.

Bundan yaklasık 1000 yıl önce özbekistanın Buluguz sehrinde dokunan Bulung halısı

Halıcılık:Bilinenin tam aksine Bünyan ve yöresindeki tüm köylere halıcılık Ermenilerce öğretilmemiş  Bürüngüz de yaşayan Bürüngüz halkı tarafından öğretilmiştir, atalarının yurdu olan Orta Asya da halı dokuyan  Bürüngüzlü kadınlar ata yurtlarında  dokudukları halıları göç ettikleri bölgelerde de  dokumaya devam etmiş  bölgede yaşayan diğer kadınlara da  öğretmişlerdir.

İşin enteresan kısmı Macaristan’dan göçüp Türkiye’ye yerleşen Arpad kadınlarının tamamına yakını halı dokumasını çok iyi bilen insanlardı bunu da yerleştikleri yörelerde dokudukları halıdan anlaya biliyoruz zira bugün Hereke, Simav, Ladik, Erzincan Isparta. Konya  gibi yörelerde dokunan halı daha önce oralara yerleşen Arpad kökenli ler tarafından yöre halkına öğretilmiştir. Dokunuş mantığı ve çözgüsü de hemen hemen aynıdır.

Bürüngüz’ de son 60-70 yılıdır pamuk ve yün ürünlerinin fabrikasyon olarak üretilmesi ve boyanmasıyla ipi yün, çözgüsü pamuk olan Bünyan halısı dokunmasına rağmen 50 yıl öncesine kadar Bürüngüz halısı denilen Bünyan halısından biraz kaba bu gün beş yüzlü dediğimiz halıdan biraz küçük 183 cm*196 cm ölçülerinde  elde dokunan ipi direzi aklısı bizzat yünden eğrilerek yapılan ve kök boyalarla renklendirilen  Bürüngüz halısı vardı(En son Bürüngüz halısı Başkadın hala(Başkadın Yaldız) tarafından bundan 60 yıl kadar önce dokunmuştur.

Özbeklerde halı sözü kalı ve kalın sözünden türemiştir. Halı kelimesi de kalın, yani kalmak-kalış kelimesinden gelmektedir. Kalın’dan, kız evlenirken, onunla kalacak “kalınlar” yani, halılar anlaşılmaktadır. Kız evlenirken üç halı, iki torba, iki tane kilim, kızın özel eşyalarının konulduğu dört tane kapçık (torba-yada sandık) verilir düğün esnasında kız evinden giden bu çeyizlere kalın denirdi. Bu eski bir gelenekti. Bu eşyalar kızın evinde kalacak (kalıcı) olan eşyalardır. Yakın zamana kadarda Bürüngüz de de aynı adet vardı. Kızın çeyizine kalın denir ve  törenle kız evinden oğlan evine giderdi.

Moğol istilasıyla zayıflayan Selçuklu Kayseri ve civar beldeleri Moğolları idaresine bırakmak zorunda kalmıştır. Koramaz bölgesi ve yöre halkı  İlhanlı soyundan gelen ve
Tacı Kızıl olarak nitelenen aile tarafından yönetilmiştir, Tacı kızıl Emir Zahireddin Mahmud da, Moğolların Anadolu Valilerinden biridir. Bünyan ulu camiyi bir çok hayır kurumunu  yaptırmıştır. Emir Zahireddin Mahmud, Uygur soyundan gelen bir Türk olup babası da Moğolların Anadolu valilerindendir.

Daha sonra Karamanlı beyliği ve çeşitli beylerin himayesine giren Bürüngüz ve çevresi 1467 tarihinde Fatih Sultan Mehmed’in vezirlerinden Gedik Ahmet Paşa tarafından Osmanlı topraklarına katılmıştır. Yavuz sultan Selim in  Aladdevle Bozkurt beyi ve çocuklarını ortadan kaldırıp Dulkadirli beyliğine son vermesiyle(1515) Dulkadir Oğlulları Beyliği ve Bürüngüz  Osmanlıya bir sancak olarak bağlanmıştır.

Alaüddevle  Bozkurt Bey(Yavuzun annesinin babasıdır), Yavuz’un yanında bulunan kardeşi Şehsuvar Bey’in oğlu Ali Bey’in Osmanlılar tarafından desteklenmesini hoş görmüyordu. Bu yüzden Çaldıran Savaşı’na giden Osmanlı ordusunun iaşe yollarını keserek, teçhizatlarını yağmalattırdı.Yavuz sultan selimde Çaldıran Savaşı dönüşü ordusunun bir kısmını Sadrazam Hadım Sinan Paşanın komutasında  Şehsuvar Bey’in oğlu Ali Bey’in emrine verip Aleüddevle Beyin üzerine  yolladı kendisi İncesu da ordugahını konaklatıp savaşın sonucunu bekledi. Şehsuvar Bey’in oğlu Ali Bey Dulkadir beyi Ala Ud-Devleyi Turna Dağı Savaşı’nda yenerek dört oğlu ile birlikte öldürdü. Dulkadir Beyliğin başına Şahsuvar Bey’in oğlu Ali Bey, Osmanlı Hükümdarı adına hutbe okutmak ve para bastırmak şartıyla geçirildi. Böylelikle Dulkadir oğulları Beyliği 1515 yılından itibaren, Osmanlı hakimiyetine geçmiş oldu.

Osmanlının girdiği birçok savaşta  Dulkadirli beyi olarak Gösterdiği üstün başarılardan dolayı Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran zaferi dönüşünde (Bürüngüz ve çevresi,) Kayseri, Kırşehir ve Yozgat yöresi beyliği de verilen Dulkadir oğullarından Aladdevle Bozkurt beyin amcasının oğlu Sehsüvar oğlu Ali Bey Dulkadir sancağının başına getirilmiş dolayısıyla Bürüngüz de  Dulkadirli beylerinden Şehsuvar oğlu Ali Bey in   idaresine verilmiştir.

Şehsuvar oğlu Ali bey beyliğin başına geçince Bağımsız bir beylik gibi davranmaya başlamış Şehsuvar oğlu Ali bey beyin  idaresinden rahatsız olan halk Hanedan soyundan olup bölgede Osmanlıyı temsil eden  Daniş Ali beyin babası Osman bey e durumu iletmiş Osman bey de halkın rahatsızlığını Osmanlı Sultanına Sultana iletmiştir, Bunun üzerine Kanuni Sultan Süleyman’ın  emriyle Şehsuvar oğlu Ali Bey ve çocuklarını İran  seferi bahanesiyle Yozgat’ a çağırmış burada Ferhat Paşa Alibey ve çocuklarını asıp Dulkadir oğlu beyliğini ortadan kaldırmış (1521) Dulakadir oğlu beyliğini de  tamamen Osmanlıya bağlamıştır.

Belde 1500’ lü yılardaki tapu kayıtlarına göre Arpad ve Elbegli adlı iki mezradan oluşmaktadır. Köy  92 Gayrimüslim 22 hane Müslim olmak üzere yaklaşık 115 hane idi. Gayrimüslimlerin  Ermeni olan 17  hanesi  Rum olan 12  hanesi ve Müslümanlardan 5 hane  Elbeğli de (Kiçi  Bürüngüz de ) 47 hane Rum, 16 hane ermeni 17 hane Müslüman aile ise Arpat ta (Ulu Bürüngüz) yaşıyordu.Cehri bitkisinin çokça yetiştirildiği köyde  4 adet bezir hane,  Talasra (Salguma-Gürpınar) suyu kenarında 4 adet değirmeni vardı. Köy mallarının büyük kısmı Verese-i Sadık yani Alaatin Keykubat cami vakfına bir kısmı da Daniş Ali beyin babaannesi Danişmendli Hızır beyin kızı Şah Sultan Binti Hızır’a aitti. Köye ilk yerleşen aileler Hacı Hasan oğulları, İmam oğulları, Daçikler, Muhasıloğulları, Katipler, Mütevelli oğulları, Tayyar beylerdir.

Köye daha sonra Türkmen aşiretlerinden Sofular, Karakoçlular, Köseler, Mahmud oğulları Halloğulları, Recepli Afşarların kethüdası olan Topalzade Ahmetler, Dulkadir oğulları ve Maraş Türkmenlerinden de aileler yerleşmiştir.

Ulu Bürüngüz  Köyü Bugünkü Cami önü ve Çeşme başı arasındaydı. Köye gece yapılacak ani eşkıya baskınına karşı önlem olarak biri Çeşme başının biraz yukarısında biriside bugünkü Cami önü denilen yerin biraz yukarısında olmak üzere iki kapısı ve bu kapıların üzerinde birer nöbetçi kulübesi vardı. Gece olunca köyün kapıları kapanır kapıların üzerindeki kulübelerde birer kişi nöbet beklerdi. Bu kapılar yüklü bir kağnının rahatça geçebileceği büyüklükte ve yükseklikteydi. Çeşme başının biraz yukarısında bugün Taş direk diye adlandırılan yerde yakın zamana kadar bu kapıların kenar  taş direkleri  duruyordu. Yaklaşık 4 metre uzunluğunda 50 cm 50cm civarındaki yekpare tek taştan oluşan bu direkler daha sonra yapılan binanın temelinde kullanılmıştır.

Büyük Bürüngüzdeki Daniş Ali Bey camii olarak adlandırılan camii  ve camin yanında bulunan çeşme Daniş Ali Bey tarafından  tarafın dan yaptırılmıştır. Yapılış tarihi itibariyle  köy küçük olduğundan köyün en alt kısmındaki meydana yapılmıştır. Bugünkü Daniş Ali Bey  camisinden aşağı olan kısmın altı in(mağra) olduğundan  köyün hayvanları ve ağıllar burada idi köy büyüyünce bunlar köyün dışına çıkarılmıştır. Büyük bir kısmı da bugün harmanlar dediğimiz yere alınmıştır.

Danis Ali Bey camii: 1579 yılında yapılmıştır. Camii Kemerli bir yapıya sahip olup yazlık ve kışlık olmak üzere iki kısımdan ibarettir. Yazlık tabir edilen kısmı ve minaresi sonradan 1587 yılına Daniş Ali beyin eşi Şefika hanım tarafından yaptırılmıştır. Camiyi yaptıran Daniş Ali bey ile eşi Şefika hanım caminin içerisinde ayrı bir bölümde yatmaktadır. (Cumhuriyetten önce bu caminin Macaristan ve Romanya’daki  vakıflarından yadım gelirdi.)

Danis Ali Bey çeşmesi: 1565 tarihinde Danis Ali Bey ve babası Osman  tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı mimari tarzında yapılmış kubbeli bir yapıya sahiptir.  Daha önce camiye yakın olarak yapılan çeşme Cumhuriyetten sonra  yolun genişletilmesi ve araçların rahat geçmesi için sökülerek aynı konumu muhafaza edilip şu andaki yerine yapılmıştır. Dış duvarındaki kitabenin bozulmaya yüz tutması üzerine mermer üzerine yazdırılarak çeşmenin iç duvarına monte edilmiştir. Kitabesindeki beyitte çeşmeyi yaptıran kişiye methiye söylenerek çeşmenin suyu Kevser ırmağına  benzetilmiş çeşmenin yapılış tarihi belirtilmiştir. Kitabesinde

Salayı aynı kevserden tareved buldu aştan
Ola ecdadı ensabı makaren af vü gufran
Gılıp tarihi itmamün düşürdü kılki Osman
Hesabı böyle cari fıhıma aynanı terciyan H-981 (M-1565)

Enteresan olan o tarihte bu çeşmenin suyunun nasıl geldiğidir. İvriz ve çeşme yolları henüz yapılmadığından İvriz den gelmediği kesindir. Köy anlatılarına ve yaşayan şahıslardan edinilen bilgilerden Yamaç bağlarında yapılan bağ çalışmalarında bir çok su oluğuna rastlanmıştır. Çıkan bu su oluklarının Andadan geldiği ve 1565 tarihinde yapılan Daniş Ali Bey çeşmesine su getirdiği anlaşılmıştır. İvriz yapıldıktan sonrada (M.1713) yapılan çeşme yoluyla suyu İvrizden gelmeye başlamıştır.

Daniş Alibey kimdir: Daniş Alibey Fatih Sultan Mehmet’in saltanattan feragat eden amcasının torunudur baba annesi Dulkadir oğullarından Emine hatundur. Emine hatun Dulkadir oğulları 5. beyi Nasrettin Mehmet Beyin kızıdır. Osmanlı Sultanı Çelebi Mehmet’in eşidir.Çelebi Mehmet babası Yıldırım Beyazıt’ın Timura esir düşmesiyle bozulan Osmanlı beyliğini yeniden toparlarken Emine hanımın babası Nasrettin beyden büyük yardım görmüş, Nasrettin bey 1400 lü yılların başında büyük bir beylik olan Dulkadir oğulları beyliğinin imkan ve askerini dönem dönem Çelebi Mehmedin emrine vererek Osmanlının yediden yapılanmasında büyük katkısı olmuştur. Dulkadir oğlu beyliği bölgedeki büyük beyliklerden biri olduğu için Osmanlıyla akrabalık bağları oluşturmuştur. Yavuz Sultan Selim’in annesi  de Dulkadiroğlu beylerinden Aleüddevle Bozkurt beyin kızıdır.

Sultan 2.Murat tahta geçince Osmanlı geleneği gereğince kardeşlerini ortadan kaldırmış fakat son iki kardeşi Yusuf ve Mahmut a çok küçük olduğu için kıyamayıp fetva gereği gözlerine mil çektirmiş Yusuf Tokat’a, Mahmut’u da annesi Emine hanımla birlikte Dul Kadir sancağı olan Kayseri’ye göndermiştir. Emine hanım ve oğlu Mahmut Bürüngüz ağalarının daveti üzerine  Bürüngüz e yerleşmişlerdir. Mahmutbey büyüyünce Danişmend sülalesinden Hızır kızı Şah sultan hanımla burada evlenmiştir. Şah Sultan Hanım Kayseri’de ve Bursa da birçok vakfın sahibidir.

Daniş Ali Bey Mahmut’un torunu Osmanın oğludur. Dedesi Mahmut daha sonra Bursa ya çağırılıp orda  Osmanlının gözetimi altında kalmış ve Bursa da vebadan ölmüştür. Babası Osman Bey, Daniş Alibey ve eşi Şefika Hanım  Bürüngüz’de kalmışlardır. Daniş Ali Bey zamanın en önemli din alimlerinden ders almış dini bilgisi çok kuvvetli  ulema bir insandı. Yıllarca Bürüngüz camiinde vaaz vermiştir,

Daniş Ali Bey Osmanlı hanedanına mensup olduğu için (Tüm kayıtlarda bu sülaleden Hanedandan olarak bahsedilmektedir) kendisi ve daha sonra gelen alile fertleri Koramaz bölgesinde Osmanlının temsilcisi ve en yetkili kişileri olmuşlardır. Koramaz bölgesi Sivas iline bağlı olduğundan tüm Sivas valileri bölgedeki üst düzey komutan ve görevliler Kayseri Emirleri ve kadıları Daniş Ali Bey ve ondan sonra gelen oğullarının talimatları üzerine atanmış yada görevden alınmıştır. Yıllarca bölgedeki tüm vergileri kontrol altında tutan civar köyleri denetleyip sürekli İstanbul’a ve Sivas valisine rapor veren Daniş Ali Bey sülalesidir. Osmanlı sarayında gelenek gereği bu aileden her zaman bir paşa ve birçok bürokrat, hatta vezir bile olmuştur. Bürüngüz ve Koramaz bölgesi civarındaki gayrimüslimleri tehlike arz ettikleri için Kıbrıs’a gönderen bizzat Daniş Ali Beydir. Kayseri sancağı Sivasa bağlıdır ve  Sivas valilerinin meşhur bir sözü vardır Kayseriyle ilgili bir şikayet gelince memurlarına. ”Bırakın Kayserinin ıspanak tüccarlarını siz Bürüngüz ağalarına dikkat edin” derlermiş. Bürüngüz’ de yaşayan gayri Müslim Rumlar Daniş Ali Bey camii yapılırken birtakım engeller ve zorluklar çıkarmışlar bunun üzerine Daniş Ali Beyin isteğiyle 1573 yılında Sultan 2. Selim tarafından Kıbrıs’a gönderilmiştir.

Bürüngüz 1800’ lü yıllarda Üç büyük mahalleden oluşmaktaydı ve üç camisi vardı bunlar; Daniş Ali Bey camii, Sultan Alaüddevle Mescid-i Şerif camii, Mütevelli Ağa camii   (Mütevelli oğullarından Hacı Hasan efendi tarafından yaptırılmıştır.)
Daniş Ali Bey camii şerif mahallesi ( hane sayısı 62), Sultan Alaüddevle Mescid-i Şerifi mahallesi (hane sayısı 83), Mütevelli Ağa mescidi mahallesi (hane sayısı 62), toplam 207 hane olup 1800 yıllarda nüfusu yaklaşık 1000 kişi civarında idi.
Bürüngüz  Koramaz bölgesinin baş köyü idi bu bölgedeki tüm köyler ve mezralar Bürüngüz’e bağlı idi (yaklaşık 34 köy ve mezra). Hatta Kenarı ırmak bölgesinin (Kızıl ırmağın geçtiği bölge) vergileri bile Bürüngüzden toplanıyordu bugün Amarat kasabasında Bürüngüzlü vergi memurlarının geldiği yokuşun adı hala Bürüngüz bayırı olarak adlandırılır. Sivas’la ve Osmanlıyla yazışmalar tüm resmi evraklar kayıtlar ve Vergi tahsildarları Bürüngüz’de tutulmaktaydı. Bugün beldede Saray olarak adlandırılan ve şu anda konut olarak kullanılan yer Daniş Ali bey sülalesine mensup olan Padişah III. Ahmet’in veziri Hacı  İbrahim Paşa tarafından 1650 yılında bu amaçlar için Devlet konağı olarak  yapılmıştır. İçerisinde misafir haneler, evrak kayıt odaları, aş evi ve hamam bulunmaktaydı. Bölgedeki  tüm resmi kayıtlar burada tutulmakta İstanbul’a raporlar burada hazırlanmaktaydı.

Bünyan o tarihte Sarımsaklı adında bir köy olup 1520 yılı Osmanlı kayıtlarına (Maliyeden Müdevver defter 20 varak 387 sayfa -105) 78 i Gayri Müslim 37 si Müslüman olan  bir  köydü  adı da Sarmısaklı Karyesi idi. Sarımsaklı aşireti önce Samsun’un Tekke köyüne yerleşmişler, sarımsaklı aşiretinin başkanı ölünce üç oğlu anlaşamayıp üç kola ayrılmıştır. Osmanlıda aşireti üç oğul’a paylaştırıp  bir kısmını  Samsun Tekke köy civarına  yerleşmiş ikici kolunu Bünyan’a bir obası da Ayvalığa ya (Sarımsaklı plajının oldu yer) yerleşmiştir. Bu üç bölgede de Adları hala Sarımsaklı olarak geçmektedir. Sarımsaklı bir köy iken mecburi iskana tabi tutulan Afşar oymaklarının Osmanlıyla baş kaldırması ve civar köylere saldırması sonucu mal ve can güvenliği kalmayan  Alimpınarı, Eğset, Bahroğlu, Karaağız, Boyalı, Susuzca, Karaziraat, Öreniçi, Suluören, Elönü Höyüklü, Tandırlı, Karabaşören, Fakılar, Kayapınar, Mansır, Sarıkaya, Çorbacıyeri, Çalapverdi, İsriil, Koyunağılı, Poşana, Ağcağıl, Başınyayla, Zibaba, Örtüören, Karakışla, Akmezgit, Mahzenin ören, Topuklu, Kutuören gibi köy ve mezralardan insanlar, Osmanlının emriyle boşaltılarak  can ve mal güvenliği için Bünyan’ a yerleştirilmiştir. Nüfusu aniden çoğalan Bünyan 1878 tarihinde Bünyan-ı Hamit (Hamidiye) adıyla ilçe olmuş Bürüngüz’de Bünyan’ a bağlanmıştır. Dolayısıyla Bürüngüz de tutulan evraklarda Bünyan’ a gönderilmiş evraklarla birlikte Bürüngüz de ikamet eden evrak sorumluları ve yöneticilerde Bünyan’a yerleşmişlerdir. 1878 tarihinden itibaren Koramaz bölgesi Bünyan’ dan idare edilmeye başlanılmıştır.

Bürüngüz girilmesinin bile izne tabi olduğu İstanbul’a (Payitahta) yıllarca insan göndermiş. Birçok Devlet adamı yetiştirmiştir. 400 yıl boyunca Sarayda her zaman üst düzeyde temsilcileri olmuştur. Bunların başında Padişah III. Ahmet’in veziri Hacı  İbrahim Paşa Kütahya Mutasarrıfı(kaymakamı) Osman Bey, Nazilli Kaymakamı Lütfullah Efendi, Divaniye Mutasarrıfı Şaban Bey, Bağdat Divan Efendisi Osman Seyfi Bey, Urfa Mutasarrıfı Behçet Bey, Kayseri Mutasarrıfı Celaleddin Bey, Sakız Adası Mutasarrıfı Muhasıl Ağa, Mabeyn (padişahlık makamı) Başkatibi İbrahim Efendi, Abdülhamit devrinin su nazırı Kel Ömer Paşa, onun oğlu Mekatı umumiye nazırı Rıza Paşa gibi birçok isim gelmektedir. Daniş Alibey soyu Hanedana mensup olduğu için yılarca Padişahların mührü bu aileye mensup insanlar tarafından korunmuş ve aileden birçok mühürdar çıkmıştır.

Cumhuriyet döneminde de Osmanlı dönemindeki benzer özellikleri devam etmiştir. Cumhuriyet döneminde Behçet Kemal Çağlar, Atıf Hacıpaşaoğlu, Mehmet Göker, Servet Hacıpaşaoğlu ve son dönemde de Hasan Basri Üstünbaş olmak üzere beş milletvekili çıkaran Bürüngüz çok değerli insanlarda yetiştirmiştir. Bunların başında Hasan Hilmi Öztoprak (1870-1956) hoca gelmektedir. Fatih medresesi mezunudur ilim ve irfanından herkes istifa etmiştir. İsmail Göker(Goca Muallim)Zamantı Afşarlarının kethüdası Recepli  Afşarlarından Topal Ahmet’in torunudur Pembe hanımla evlenmiştir. 1946 yılında emekli olana kadar Bürüngüz’ deki herkesin öğretmenliğini yapmıştır. Oğlu Menduh Göker  hava kuvvetlerinde generallik aynı zamanda askeri hakimlik yapmıştır. Diğer oğlu Mehmet Göker 1961-1965 yıllarında millet vekilliği yapmıştır.

Bürüngüz daracık sokaklarıyla Kayseri’nin diğer köylerinden oldukça farklıdır. Bu tarihi dokunun Osmanlının  bir eseri olduğu muhakkak ama taşa şekil veren ellerde yıllardır hep bu topraklarda yetişmiştir. Bürüngüz, tarihin nefeslendiği bir yer, adeta taş ile ahşabın iç içe girdiği lakin taş ustacılığını bütün haşmetiyle galip geldiği bir yerdir. Bürüngüz Osmanlıya sayısız ustalar yollamış. Kimisi taş ustası, kimi boyacı, kimi sıvacı, kimisi de nakkaş ve süslemeci halk arasında yanlış bilinse de namları Macar uslar olarak anılmıştır. Osmanlının tüm saraylarının, kasırlarının ve  köşklerinin camilerinin kalem işini ve nakkaşlığını bu ustalar yapmıştır. Dolma bahçe arşivlerinde Kayserili Macar ustalar olarak kayıtları hala durmaktadır. İstandul civarındaki tüm saray, köşk, kasır ve camilerde onların izi vardır. (Ihlamur kasrının tüm boya sıva ve kalem işini Bürüngüzlü sanatkarlar yapmıştır. Osmanlı mali olarak biraz sıkışık olduğu için ustalara Ihlamur kasrının üzerindeki arazi (Topağacı semti) teklif edilmiştir. Bürüngüzlü ustalar arazide bir inceleme yapıp buranın tarıma uygun olmadığına karar verip arsayı almaktan vazgeçmişlerdir.) Kalemkarları aynı zamanda İstanbul’un lüks köşklerinin de kalem işini yapmıştır. Zira o yıllarda Kayserili Macar ustalara kalem işi yaptırmak ayrıcalıklı olmak demekti. Bu ustalar uzun yıllar mesleklerini sadece kendi köylülerine öğretmişler başkaları öğrenmesin diye çalıştıkları yeri mutlaka tahta perdeyle kapatmışlar çizim şablonlarını ve alçı kalıplarını da kimseye vermemişlerdir. Böylece adları 2 asra yakın nakkaşçılığın başında gelmiştir.

Sarayda yetişen son nakkaş ustası Ali Bey dir (Ali bey emmi). Civardaki birçok köyün  camisinin nakkaş işini o yapmıştır. Bürüngüz camisinde de onun nakışları vardı ama sonradan gelen ilimden ve sanattan yoksun  insanlar bu nakışları silip yerine boya yaptılar. Dolam bahçe sarayında şu anda bir tek  Ali Bey torunu çalışmaktadır o da Dolmabahçe sarayında el süslemeci(Dizayner) olarak çalışmakta dede sanatını devam ettirmektedir.

Bürüngüz Saray kültürünü kendi kültürüne edepte etmiş nadir beldelerden biridir. Üzüm zamanı cuma eğlencelerine bağlara gitmek saray adetinden olup Bürüngüz’de de yıllarca bu adet devam etmiştir 20  yıl öncesine kadar belde halkı cuma günü en güzel kıyafetlerini giyer bağlara gider buralarda akşama kadar şenlikler yapardı.

Bürüngüz çok nüktedan insanlarda çıkarmıştır bunların başında da Mehmet efendi  namı değer Yassı Ağa gelmektedir. Yıllarca İstanbul kültürüyle yoğrulan ve yazılsa kitap olacak fıkra ve nüktelerin sahibi Yassı ağanın nükteleri Nasrettin hoca ve dünya klasiklerinin üzerinde  idi. Yassı Ağa 1943 yılında Bürüngüz de vefat etmiştir.

Bürüngüz su ihtiyacını 1713 yılından beri İvriz dağının bitimindeki İvriz (Soğuk su) den almaktadır. İvriz yapılmadan önce bu su İvriz dağının eteğindeki kenar bahçelerden çıkıyor bahçelerin içinden geçip köye ulaşıyordu. Halkta Kozlar altı denilen yerden evlerinin su ihtiyacını karşılıyordu. İstanbul’da görev yapan padişahın Ser katibi (Baş katip) İbrahim Efendinin annesi Kozlar altından su getirirken kışın buzdan ayağının kayması ve kırılması üzerine oğluna sitem dolu bir mektup yazıp bir eşek alması için para yollamasını ister. Mektubu okuyan katip buna çok üzülür. O sırada içeriye padişah Sultan Abdül Aziz girince annesinin mektubunu koynuna saklar. Başkatibini çok üzgün gözü yaşlı gören ve koynuna bir nağme sakladığını fark eden padişah nağmeyi kendisine vermesini ister. Padişah durumu öğrenince onu teselli edip mimarlarına suyun da köyün içine yaptırılacak bir çeşmeden akıtılması emrini verir.

Mimarlar köye gelince önce İvriz civarından çıkan suyun seviyesini tespit ederler bahçelerden çıkan suyun yüksekliği köyün girişine su getirmeye elverişli değildir suyun seviyesinin yükseltilmesi gerekmektedir. Bunun üzerine bir miktar su çıkan ve bugün İvrizin tandırı olarak adlandırılan yer iyice genişletilir su dışarı kaçmasın diye etrafı sallarla örülür sonra Çataktan gelen göz den çıkan su bahçelerden çıktığı için önü setle kesilip üstü yonu taşlarıyla kapatılarak geniş bir kanalla İvrize bağlanır. Şu anda  alt bahçeden çıkan suyun un önüne de yonudan derince  set yapılır oda bir kanalla İvrizin tanırına bağlanır bahçelerden çıkan suyun önü de tamamen kesilip kanalla İvrizin tandırına bağlanınca  su kanallardan İvrizin tandırına gelmeye başlar gelen su Doğal olarak ta yükselmeye de başlar suya yaklaşık 6- 7 metre yükseklik kazandıran mimarlar bugünkü büyük harmanlar dediğimiz yoldan önce Pöyreğe (su yolu-pınar) sonrada köye hem içme suyu hem de bağ bahçeyi sulama suyu getirirler.

Bugün bu su oldukça azalmıştır. Kimseye sormadan bilinçsizce yapılan su arama çalışmaları sırasında vurulan sondajlar(Çatak gözü) ve yıllarca hafların bulunduğu gölgeye yaklaşık yarım metre toprak dolması  ağır kamyon ve dozerlerin geçmesi sonucu bahçelerden gelen kanallar kırılmış suda ,İvrizin tandırına ulaşamaz olmuş. Bunun sonucu olarak ta 5000 yıldır aktığı yerden bahçelerden çıkmaya devam etmektedir. Bununla da yetinmeyen ve kimseye sorma ya gerek görmeyen yöneticiler  300 yıllık Osmanlı mirası İvrizin  içini betebeyle üzerini de  tel kafeslerle örerek 300 yıllık tarihi eseri katletmişler yanında bulunan ve üzerinde son dönem dinozor çağına ait ayak izi bulunan  kayayı ve o bölgeyi de  üzerine beton atarak çocuk parkı yapmışlardır.
Suyun köye ulaşmasıyla bu suyun aktığı ilk çeşme bugün çeşme başı denilen yere yapılmıştır ve adı da Yazıcı çeşmesi olarak geçmektedir. Çeşme (H-1129  M-1713) tarihinde Osmanlı Padişahlarından Sultan Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır. Üç tarafı kemerli, kubbeli bir yapıya sahiptir.  Şu anda Çeşme başında bulunan ve Yazıcı çeşmesi olarak adlandırılan bu çeşme daha önce yaklaşık 4 metre kadar sağ tarafta yani yolun ortasındaydı yanından ancak bir kağnı geçebiliyordu ve  buradan Göçeliye inen bir yol vardı.   1934 yılında  köy muhtarlığı ve ihtiyar heyetinin ortak kararıyla araçların rahat geçmesi ve yolun genişletilmesi amacıyla çeşme  sökülerek ve yenilenerek aynı mimari tarzı bozulmadan şuandaki yerine yapılmış  orijinal kitabesi üzerine konulmuştur.Duvarın dış yüzündeki süslü kitabe hava şartlarından bozulmuştur. Ancak tarih olarak H1129  (M-1713) tarihi okunabilmektedir cumhuriyet sonrası su şebekesinin yapılmasıyla birlikte köyün birçok yerine çeşmeler yapılmıştır.

Cumhuriyet sonrası  belde olana kadar Bürüngüz de dokuz muhtar görev yapmıştır bunlar sırasıyla, 1-Haşim Hoca(Kaynar),   2-Hacı Seyit Kaynar, 3-Osman Güven (Koca Osman), 4-Osman Akyıldız, 5-Mehmet Ercömert, 6-Ali Öztoprak,  7-Sadettin Hacıpaşaoğlu, 8-Nuh Çelik, 9-Mahmut Peker

Birçok alanda farklı kültürlerde insan yetiştiren Bürüngüz, Osmanlı’ya devlet adamı, asker,zanaat kart yetiştirmekle kalmamış çok değerli şair ve yazarlar yetiştirmiştir.

Yalınayak basardım yaz-kış toprağa
Odun toplamaya giderdim dağa
Ata üzengisiz binmekti derdim
Bazlamaya çaman sürer yerdim de yerdim

Dizeleriyle Bürüngüz e özlemini anlatan  ünlü şair   Behçet Kemel Çağlar
Mevlüdüm Kayseri bedeni dehli
Ata-yı ecdadım Bürüngüz şehri
Diyarı gurbette çok çektim kahrı
Eyvah bilemedim dostu düşmanı

Dizeleriyle Aşık Müdami
Ka’bet-ül uşşak based in makam
Herki nakıs amed inca şüd tamam
Seyfiya tarih-i tamdır söyledim itmamına
Oldu ihya iş bu dergah-ı bulend eyvan ışk

Dizelerinin sahibi Hacı Bekir Paşanın oğlu Bağdat vilayeti divan efendisi Osman Seyfi bey(_ 1847)
“Süzme çeşmin gelmesün müjgan müjgan üstüne
Urma zahm-ı sineme peykan peykan üstüne
Yaradan mechur iken düştük diyar-ı gurbete
Dehr gösterdi bize hicran hicran üstüne”

Dizelerinin sahibi Divan şairi Abdüllatif efendi(1800-1877)
“Yarim İstanbul’u mesken mi tuttun
Gördün güzelleri beni unuttun
Yarim sen gideli yedi yıl oldu
Diktiğin fidanlar meyvaya geldi”

Dizeleriyle komşusu Lütfiye hanımın ağzından Lütfiye hanım gurbete giden kocası Salih Başgöl için yazdığı şiirle tanınan ve bir çok şiir yazan Naciye Sönmez Bürüngüzün yetiştirdiği şairlerdendir

Bürüngüzlüler cumhuriyet sonrası ticaret yaşamına da damgasını vurmuştur. Türkiyenin en büyük cam tüccarı ve ithalatçıları Refik ve Mehmet Bürüngüzdür. Hayırseverlikleriyle ünlü bu aile Kayserinin meydanındaki Bürüngüz Camiini yaptırmışlardır. Bürüngüzlülerin inşaatla özdeşleşen yaşamları cumhuriyet sonrası da devam etmiştir. Türkiyenin en büyük üniversitelerini, en büyük hastanelerini, en büyük kışlalarını, birçok devlet binasını Bürüngüz’lü müteahhitler yapmışlardır.

Bürüngüz devlet yönetici, devlet adamı, profesör, doktor, mühendis, mimar. Avukat yetiştirme geleneğini hala devam ettirmektedir. Türkiye’nin birçok iline dağılan ve yaklaşık 1200 hanesini büyük şehirlere gönderen Bürüngüzlüler ağırlıklı olarak İstanbul da Beşiktaş, Üsküdar ve Ümraniye’de oturmaktadırlar. Ankara, Adana, Alanya, Antalya ve Samsun da da  toplu olarak ikamet eden aileler çocuklarını üniversitede okutmak için büyük gayret içindedir her aileden en az bir iki kişi üniversitede okumakta olup 800 yüz yıllık Bürüngüz kültürü yaşatmaya çalışmaktadırlar. Yaptığım araştırmalarda bizim bildiğimiz tanıdığımız Bürüngüzlülerin dışında bizlerin tanımadığı bir bu kadar daha Bürüngüzlünün var olduğudur. Atayı ecdatları Bürüngüzlü olan ama kendileri yurdun hatta yurtdışının çeşitli yerlerinde yaşayan sadece atalarının Bürüngüzden geldiğini bilen yada büyük dedelerinden kulak dolgunluğu Bürüngüz isminin bir bölge olduğunu bilen insanlara rastladım. Bu insanların ataları görevleri yada işleri gereği çeşitli yerlere gitmişler ve oralarda yerleşip kalmışlardır.

Büyük Bürüngüz 1999 yılında belde olmuştur. İlk belediye başkanı  Recep Peker, ikinci belediye başkanı  Sami Bayırbaşıdır.

Bu tarihçeyi hazırlayan değerli hemşehrimiz İhsan YAVUZ abimize teşekkürlerimizi sunarız.

 

Top